sinan-genim-022-copy-kopya

1969 yılında başladığı kariyerine birbirinden değerli projeler, kitaplar ve ödüller sığdıran Dr. M. Sinan Genim  ile şehir sembollerinin mimarisi ve aydınlatması hakkında konuştuk…

 Dr. M. Sinan Genim

Yenilem Proje Danışmanlık hakkında bilgi verebilir misiniz?

Yenilem Proje Danışmanlığı 1980 yılında beş mimar bir araya gelerek kurduk, bu kuruluşun hayata geçmesinde öncülük yaptığım ve en büyük ortak olduğum için zaman içinde diğer arkadaşlar kendi bürolarını kurarak ayrıldılar, biri hariç diğerleri proje yerine uygulama yapmayı tercih ettikleri için inşaat firması kurdular ve Birkaçı ise halen mimarlık faaliyetlerine devam etmekte. O tarihlerde doktoramı tamamlamış, rölöve-restorasyon ve mimarlık tarihi dallarında DGSA’da eğitim verdiğim için, daha ziyade korunması gerekli yapı projeleri üzerinde yoğunlaşmıştık. Büyükada Anadolu Kulübü, Bağlarbaşı Abdülmecid Efendi Köşkü gibi yapıların yanı sıra bazı sivil mimarlık örneklerinin projeleri ile Çengelköy EMKO konutlarının projelerini hazırlamıştık. Bu arada bazı fabrika projeleri de hazırladık.

Mimari ve aydınlatma farklı disiplinlere mi sahip?

Mimari ve aydınlatma farklı birer disiplin olmakla beraber arzulanan çözümlere ulaşmak için birlikte hareket edilmesi gereken bir eğitim içermekte. Sonuçta yapılan yapı bir bütündür ve bütünün sağlanmasındaki en büyük görev mimara düşmektedir. Ben bu çalışmaları bir orkestra yönetimi gibi düşünürüm. Mimar iyi bir icracı olmasının yanı sıra başarılı bir yönetici de olmalıdır. Hemen her üyesinin kendi dalında uzman ve tüm dünyaca kabul edilmiş bir virtüoz olduğu bir orkestranın eğer iyi bir şefi bulunmuyorsa, en harika konser bile bir kakafoniye dönüşebilir.

 

Şehirlerin kimlik ve ruh bütünlüğünü oluştururken, aydınlatma tasarımında nelere dikkat edilmeli?

Şehirlerin kimliği ve bütünlüğünü oluştururken, her şeyden önce o şehir hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Bizim gibi hemen her yapısı birbirinden farklı ve birbirini görmezden gelen bir şehirde, sanırım aydınlatma tasarımı yapmak en zor işlerden biri olmalı. Günümüzde yapılan bazı aydınlatma tasarımlarının sonuçlarını gördükçe doğrusu hayret etmekten öteye, bu rezillik kimin aklına gelir diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Özellikle, akşamları  Boğaziçi’nde tekne ile kısa bir gezi yapanlar ne demek istediğimi anlayacaklar.

Bu alanda yapılacak en önemli iş, aydınlatması yapılan alanların ve yapıların şehir kimliği içindeki önemlerini araştırmaktır. Hangi alanı veya yapıyı öne çıkaracağız, hangi alan veya yapı ön plana çıkartmak istediğimiz yapıya fon oluşturacak şekilde aydınlatılmalı veya aydınlatılmamalı. Ancak herkesin kendi yaptığı çalışmayı ön plana çıkartmak için kurgu yaptığı bir aydınlatma anlayışı bu bütünlüğü bozmakta. Mimari bir bütünlük ve uyumluluk (bu açıklamamdan kimsenin aynı tipte birbirine benzer bina yapımını istediğim gibi bir sonuç çıkarmasını istemem, elbette herkes kendi tasarımını yapmakta özgürdür, ancak bu tasarımların yükseklik, kütle ve birlikteliğinin bir bütünün parçaları olmasını arzularım) açısından daha çok çalışmamız gerektiği ortada iken, bundan çok daha öteye bir çalışma içeren aydınlatma konusunun daha uzun seneler şehrin ruh ve dokusunu yansıtacak düzeye geleceğinden şüphem var.

aks-antalya-kultur-sanat-binasz-kopya

Mimari bir projede aydınlatmayı iyi yapan unsurlar nedir?

 Öncelikle proje müellifi mimarın, yapıların gerek iç gerekse dış aydınlatma gibi bir sorunu olduğunun farkına varmaları gerekir. Eğitim dönemimizde hocalarımız bizi uyarır ve bu noktaya dikkat etmemiz gerektiğini söylerler,  iki sömestr boyunca yapı aydınlatması konulu bir ders okur ve diploma projemiz sırasında aydınlatma konusundaki ders veren hocalarımızdan önerilerini alırdık. Şimdilerde eğitim veren kaç fakültede aydınlatma eğitimi verildiğini bilmiyorum. Ancak gerek staj için gerekse bazı sorunları nedeniyle yüz yüze geldiğim pek çok genç mimarın aydınlatma konusunda hemen hiç bir bilgisi olmadığı, bu konunun elektrik mühendisleri tarafından halledilmesi gerektiğini düşündüklerini görmekteyim. Bir projede aydınlatmanın doğru yapılması için daha tasarım aşamasında konunun uzmanları ile görüşülüp, gerekli önerileri gerektiğini düşünmekteyim.

Şehirlerin sembolü olarak kabul edilen mimari yapılar nasıl aydınlatılmalı?

 Sembol yapıların aydınlatılması merak uyandırıcı, heyecan verici olmalı. Yapının önemine göre tek düze bir aydınlatma yerine zaman zaman farklı görüntüler veren aydınlatma düşünülebilir. Her şeyden önce aydınlatılacak yapı iyi etüt edilmeli ve özelikleri ön plana çıkarılmalıdır. Ancak bizim şehirlerimizde çok fazla ışıklı reklam panosu veya yapıların adlarını taşıyan ışık kaynakları var ve bunlar büyük oranda ışık kirliliği yaratıyor. Bu konuda özelikle anıtsal yapıların çevresindeki ışık kirliliğini temizlememiz gerekir.

Dikkatimi çeken bir diğer husus ise anıtsal yapıların yakın plandaki aydınlatmasının mı, yoksa siluet içindeki aydınlatmasının mı vurgulanması gerektiğidir. Şehir silueti içindeki aydınlatma, yapıyı taçlandırma ile yakın plandaki aydınlatma bazen birbirine karışmakta, özellikle çok miktarda soğuk ışık kullanımı itici olmakta. Sanırım bu konuda zaman zaman yapının bazı bölümlerini aydınlatan ve zaman içinde onu bir bütün haline getiren aydınlatma senaryoları oluşturmak ilgi ve dikkat çekmesi açısından faydalı olacaktır.

Son dönemde İstanbul’un silueti ve aydınlatması hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Suriçi’ndeki bazı anıtsal yapılarda başarılı aydınlatmalar yapıldığını görmekteyim. Özellikle uzaktan, karşı yakadan bakıldığında anıtsal camiler ve Topkapı Sarayı başarılı bir örnek olarak görülüyor. Ancak her iki Boğaz köprüsünün aydınlatması ve aydınlatma için seçilen renkler çok olumsuz. Köprü aydınlatmalarını yapanların bir aydınlatma senaryoları yok, mimarinin oluşturduğu imkanları kullanarak tamamen mühendislik mantığı ile oluşturulmuş bir aydınlatma görmekteyiz. Bu konuda daha dikkatli olmalı ve daha çok çalışmalıyız. İstanbul dünyada hemen hiç bir şehirde olmayan farklı görüntü alanları oluşturan bir şehirdir. Ortasından deniz geçen, farklı kotlarda tepeler ve vadilerden oluşmaktadır. Bu şehirde ben yaptım oldu mantığı ile ne yapı yapılmalı ne de bu yapıları aydınlatılmalıdır. Herkes bilgi birikimi doğrultusunda sınırları bilmeli.

Tüm değerli bilgilerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz. Dergimiz okuyucuları için son olarak neler söylemek istersiniz?

 Eskilerin bir deyişi vardır; “Müşterisiz meta zayidir / Alıcısı olmayan iş ziyandır”. Ne yazık ki toplumumuzun büyük bir kısmı ile özellikle bürokrasi mimarı proje düzenleyen ve bunu onaylatan bir kişi olarak görmekte. Mimarı yapı yapan bir uzman, mesleğini yapı yaparak sürdüren bir kişi olarak görmeyen bir toplumda hepimizin büyük sıkıntılar yaşadığı bir gerçek. Aydınlatma, akustik ve benzeri disiplinler büyük bir çoğunluğun farkına varmadığı disiplinlerdir. Bu disiplinlerin mimari ile bir bütün halinde hayata geçirilmesi tamamen mimarın tercihine kalmaktadır. Zaman zaman bazı şartnamelerde aydınlatma projesi isteği görülüyorsa da bu çoğunlukla laf olsun diye şartnamelere konulmuş bir istektir.  Kimsenin aydınlatma projelerini denetleyecek ve gerektiğinde önerilerde bulunacak bilgisi yok. Hemen her işveren aydınlatmanın yapı bittikten sonra bu konuda tanınmış bir firma tarafından yapılabileceğine inanıyor ve bu konuda mimari proje aşamasında bir beklentisi yok. Çırağan Bahçesinde geceleri kaplumbağaların üzerinde mum yakarak şenlik yapan bir kültürden geriye kalanlar gerçekten insanın içini acıtıyor. Sanırım gelecekte bu gibi konulara daha fazla önem verip, şehir kültürü içinde aydınlatmanın bir yapı için olmazsa olmazlardan biri olduğunu hep birlikte hatırlarız.

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Mesajınız