Solomon R. Guggengeim  Vakfına ait beş müzeden biri olan Guggenheim Bilbao, İspanya’nın Bask bölgesinde Bilbao şehrinde buluyor. Ödüllü mimar Frank Gehry’nin imzası bulunan binanın yapımı 4 yıl sürmüş, 1997 yılında tamamlanmış.

maxresdefault

Bilbao şehir merkezinde, Nervión Nehri’nin kenarında bulunur. Frank Gehry’nin başyapıtı ve modern mimarinin en önemli sembollerinden biri sayılan Guggenheim Müzesi, yapımında kullanılan 60 ton metal sayesinde göz kamaştırıcı bir görünüm ile Bilbao, İspanya’da konumlanıyor.   Binanın etkileyici formu ve sürekli olarak değişen aydınlatması fark yaratarak her koşulda varlığını bir kez daha vurguluyor. 50 metre yüksekliğindeki binada; çeşitli köprüler, asansörler, kuleler, odalar ve galeriler mevcut. Müzede ki oda seçimleri ve tasarımları alışıldık galerilerden farklı olarak özel tasarlanmıştır. Müze içindeki destek sütunlarına yer verilmeyerek, eserler için muazzam bir geniş alan oluşturulmuş. Müze içerisindeki aydınlatma sisteminde ışık köprüleri kurgulanarak QR111 düşük voltajlı halojen lambalar artı PAR38 ve PAR56 reflektör lambaları kullanılmaktadır.

Solomon R. Guggenheim Museum aussen Nacht HUGO BOSS PRIZE 2010 im Solomon R. Guggenheim Museum in New York am 04.11.2010 (c) HUGO BOSS Free editorial use in conjunction with the HUGO BOSS PRIZE 2010 in New York / No agency use!!!

Bina bükümlü, kıvrımlı çizgileri ve birbirinin içine geçen bölümleriyle tanınıyor. Bunların bir kısmı kireçtaşı kaplı dikey formlardan oluşurken, daha organik hacimli olanlar titanyum kaplı. Bölümler, yapı boyunca çarpıcı bir saydamlık yakalamak için birbirlerine cam ara duvarlarla bağlanmış. Yılankavi taş, cam ve titanyum kıvrımlar, matematiksel karmaşıklıkları yüzünden bilgisayar yardımıyla tasarlanmış. Kireçtaşının seçilme nedenlerinden biri, renginin Deusto Üniversitesi’nin kumtaşı cephesiyle uyumlu olması. Cam duvarlar, teknolojik ilerlemeler sayesinde inşa edilen girift metal yapılar üzerine monte edilmiş. Guggenheim Müzesi Bilbao’da kullanılan cam, içeriyi ısı ve radyasyondan korurken aynı zamanda ışığın bina içinde akışını sağlamak üzere işlemden geçirilmiş. Binanın büyük bölümünü balık pulları gibi saran titanyum panellerin kalınlığı yarım milimetre. Bu çekici pürüzler, mimar tarafından daha dokunsal ve güzel bir görünüm yaratmak için kullanılmış.

Müzenin gerçek kalbi, yüksekliği 50 metreden fazla olan atriyum. Devasa pencereleri sayesinde ışığa boğulmuş bu mekân, ziyaretçilerin giriş yaptığı, yönlendirildiği ve dinlendiği bir alan vazifesi görüyor. Guggenheim Müzesi Bilbao’nun sergi alanı üç kat ve 20 galeriye dağıtılmış. Galerilerden bir kısmı klasik boyutlarda, bazıları sıra dışı bir aykırılığa sahip, biri ise büyük ebatlardaki sanat eserleri için tasarlanmış. Sergi dışı alanlar oditoryum (300 koltuklu), bir restoran, 2 cafe, bir dükkan ve kitapçıyı kapsıyor. Gehry’nin tasarımı bütün olarak, La Salve Köprüsü, haliç, Bilbao’nun merkezindeki binalar ve Artxanda Dağı için heykel gibi bir fon görevi yapan olağanüstü ve son derece görünür bir yapı yaratıyor.

BilbaoGuggenheim_EN-AU11232447099_1366x768

Müzenin içinde  Oditoryum, restoran, dükkân, kitapçı ve idari bölüme hem müze meydanından, hem binanın içinden ulaşılabiliyor. Bu sayede müze saatlerinden bağımsız olarak çalışabiliyor ve şehir hayatının parçası olabiliyorlar. Fuayeden sergi alanına geçildiğinde ziyaretçiler, kendilerini devasa cam duvarlarıyla haliç ve çevredeki tepelerden harika manzaralar sunan atriyumda buluyor. Atriyum, Gehry’nin tasarımlarının karakteristik özelliklerinden biri. Yüksekliği, Frank Lloyd Wright’ın New York’taki Solomon R. Guggenheim Müzesi için tasarladığı ünlü spiralin bir buçuk katı olacak şekilde hesaplanmış. Çatıdaki “metal çiçek”ten gelen ışıkla dolan atriyum, müze için özel olarak tasarlanmış büyük enstalasyonlara ev sahipliği yaparken, bir buluşma yeri ve referans noktası işlevi de görüyor. Bu merkezi atriyumun etrafındaki üç galeri katı, birbirine tavana asılmış kıvrımlı yürüyüş yolları, cam asansörler ve merdivenlerden oluşan bir sistemle bağlanıyor.

Binanın çevresi
Guggenheim Müzesi Bilbao, halici şehrin klasik mahallesine yani “Ensanche”ye bağlıyor. Tarihi alanlar ve alışveriş bölgelerinden doğrudan ulaşılabilen binanın çevresinde bir dizi ilgi çekici yürüyüş yolu ve meydan var. Bunlar, yakın zamanda yeniden düzenlenen ve sanayi geçmişinin üstesinden gelen şehre eklemlenen Amandoibarra mahallesini oluşturuyor. Yaya ziyaretçiler müzeye ister “Ensanche” yönünden, ister haliç kıyısındaki yeni yollardan ulaşabiliyor. Ana giriş, Bilbao’yu müzenin kapısından şehir merkezine kadar çaprazlama kesen arter Calle Iparraguirre ile aynı hizada. Müze meydanına varan ziyaretçiler, geniş bir merdivenle fuayeye iniyor. Aşağı inen bir merdiven, kurumsal binalar için normal bir özellik olmasa da –genelde ciddiyeti artırmak adına yukarı çıkarlar burada hem haliçle Ensanche arasındaki kot farkı sorununu çözüyor hem de muhteşem bir binanın çevresindeki yapılardan daha yüksek olmamasını sağlıyor. Daha çok gruplar ve okul gruplarının giriş yaptığı, binanın yan cephesinde, haliç tarafındaki kapı da vestiyer, danışma, kilitli dolaplar ve müze girişinin bulunduğu fuayeye açılıyor. Ziyaretçiler müzeye girdiklerinde, karmaşık mimari formların altındaki alanın, ziyaretleri boyunca yollarını kolayca bulabilmeleri için atriyum çevresinde düzenlendiğini görüyor. 11.000 metrekaresi sergi alanı olmak üzere 24.000 metrekareye yayılan müze, cüretkâr yerleşimi ve yenilikçi tasarımıyla, duvarları arasında sergilenen eserlere çekici bir fon oluşturuyor.

 

 

Yorumlar

Yorum Mesajınız